Tapu İptal Tescil Kararına Dayanılarak Haczin Kaldırılması
Tapu iptal ve tescil kararları ile icra takiplerinden kaynaklanan haciz işlemleri uygulamada sıklıkla çatışmaktadır. Özellikle taşınmazın mülkiyetinin daha sonra verilen bir mahkeme kararıyla üçüncü kişi adına tescil edilmesi halinde, daha önce konulan hacizlerin hukuki akıbeti ciddi uyuşmazlıklara neden olmaktadır. Bu tür dosyalarda en çok tartışılan husus; tapu iptal ve tescil kararına dayanılarak haczin doğrudan icra dosyasında kaldırılıp kaldırılamayacağıdır.
Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre, haczin geçerliliği kural olarak haciz tarihindeki tapu kaydına göre değerlendirilmektedir. Başka bir anlatımla, taşınmaz haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı ise, sonradan verilen tapu iptal ve tescil kararları her durumda haczi kendiliğinden hükümsüz hale getirmemektedir. Özellikle takibin tarafı olmayan üçüncü kişilerin yalnızca icra mahkemesine başvurarak haczin kaldırılmasını istemesi çoğu durumda yeterli görülmemektedir.
Bu noktada Yargıtay uygulamasında, üçüncü kişinin mülkiyet hakkına dayanarak genel mahkemede dava açması gerektiği yönünde kararlar bulunmaktadır. Nitekim aşağıda yer verilen Yargıtay 12. Hukuk Dairesi kararı da, tapu iptal ve tescil kararına dayanılarak haczin kaldırılması taleplerinde hangi hukuki yolun izlenmesi gerektiğine ilişkin önemli değerlendirmeler içermektedir.
Burada özellikle altı çizilmesi gereken husus şudur: İcra mahkemesi, çoğu durumda sınırlı inceleme yapan bir mahkemedir. Mülkiyet hakkına ilişkin kapsamlı delil değerlendirmesi gerektiren uyuşmazlıklarda görevli merci genel mahkemeler olmaktadır. Yargıtay’ın bu kararında da, takibin tarafı olmayan üçüncü kişinin “haczin hukuki değerini yitirdiği” iddiasını doğrudan şikayet yoluyla ileri süremeyeceği, bunun ancak mülkiyet hakkına dayalı genel mahkeme davasında tartışılabileceği vurgulanmıştır.
İcra ve İflas Kanunu sistematiği bakımından da bu yaklaşım sürpriz değildir. Çünkü haczin geçerliliği, haciz tarihindeki şekli tapu durumuna göre değerlendirilmekte; daha sonra ortaya çıkan mülkiyet uyuşmazlıklarının ise ayrı dava konusu yapılması gerektiği kabul edilmektedir. Bununla birlikte uygulamada her dosyanın kendi özel koşulları bulunduğundan; muvazaa, tasarrufun iptali, kötü niyet veya kesinleşmiş ayni hak iddiaları gibi başlıklar ayrıca değerlendirilmelidir. Somut olayın niteliğine göre farklı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir.
Özellikle uygulamada sık yapılan hatalardan biri, tapu iptal ve tescil kararının kesinleşmesiyle birlikte haczin otomatik olarak ortadan kalktığının düşünülmesidir. Oysa Yargıtay kararlarında, haciz tarihindeki tapu kaydının belirleyici olduğu; üçüncü kişinin mülkiyet hakkına dayanarak ayrıca dava açmasının gerekebileceği vurgulanmaktadır. Bu nedenle taşınmaz üzerinde haciz bulunan dosyalarda, yalnızca tapu kaydındaki değişikliğe güvenilerek işlem yapılması ciddi hak kayıplarına yol açabilmektedir. Özellikle icra dosyasında yapılacak başvurular ile genel mahkemede açılacak davaların birbirinden farklı hukuki sonuçlar doğurabileceği unutulmamalıdır.
Karar Özeti
Takibin tarafı olmayan 3. kişinin haczin hukuki değerini yitirdiğinden bahisle haczin kaldırılmasını isteyemeyeceği,
Tapu iptal tescil kararına dayalı olarak taşınmazın maliki olan üçüncü kişinin haczin kaldırılmasını genel mahkemede mülkiyet hakkına dayalı olarak açacağı dava ile talep edebileceği hakkında.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 02.10.2023 tarihli kararı:
“…Bölge Adliye Mahkemesi’nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile taşınmazın borçlunun borcu nedeniyle haczedilebilmesi için haciz tarihinde borçlu adına kayıtlı olmasının zorunlu ve yeterli olup şikayetçinin haczin kaldırılması istemi ancak genel mahkemede açılacak davada tartışılabileceği, takibin tarafı olmayan şikayetçinin, haczin hukuki değerini yitirdiğinden bahisle haczin kaldırılmasını isteyemeyeceği kanaatiyle alacaklı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, HMK’nun 353-1-b-2. maddesi gereğince ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, şikayetin reddine karar verilmiştir… Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun’un ile değişik İİK’nın 364 /2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK’nın 370 . maddeleri uyarınca ONANMASINA…”
Yasal Bilgilendirme
Bu içerik genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olay, yayın içeriği, kullanılan ifadeler, hedef alınan kişi veya şirket ve delil durumu bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.
Yargı mercileri tarafından verilen kararlar, karar tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat hükümleri ile uyuşmazlık konusu iş esas alınarak verilmektedir. Bu nedenle söz konusu kararların emsal karar olarak uygulanıp uygulanamayacağı her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmelidir.
Ticaret ve Şirketler Hukuku alanında kapsamlı değerlendirme ve benzer içtihat örnekleri için Özderin Avukatlık Bürosu Ticaret Hukuku Departmanı ile iletişime geçebilirsiniz.
Bu alandaki diğer emsal karar ve değerlendirmeleri incelemek için internet sitemizi ziyaret edebilirsiniz.
Ticaret ve Şirketler Hukuku alanındaki güncel gelişmeler ve emsal kararlar için metinozderin.av.tr internet sitemizi takip edebilirsiniz.
📞 İletişim metinozderin.av.tr | 0312 428 03 13 | WhatsApp: 0533 544 55 22

